Oklar kutular ve pişmanlıklar.

Hayatımızdaki en güçlü zehir pişman olduklarımız, keşke dediklerimiz. Bende bu zehrin müzdaribiyim.

Gece olunca kendimi düşünmekten alıkoyamıyorum, hastalık gibi vücuduma yayılıyor. Bütün keşkelerim birden geliveriyor aklıma. Bu keşkelerimin sebebini özgüven eksikliğimle bağdaştırıyorum. Evet özgüven, yani çoğunlukla. Son elveda da ona o kadar uzun ve içten sarılmak istemiştim ki… Hiç bırakmayacakmış gibi, o anı hiç unutmayacakmışız gibi. Dünya küçük fakat sınırlar insanları ayırıyor, onları farklı kutulara koyuyor. Eğer kutunun dibi derinse çıkması bir o kadar zorlaşıyor. Bende derin bir kutudayım. Birkaç sefer çıktım kutumdan ama hep geri konuldum. Gücüm tükeniyor, çıkmaya çalıştığım bu kutuda tırmanmak yerine kutuyu delmek için güce ihtiyacım var. Sonrası çok daha rahat olucak. Bunun için en önemlisi sabır. O da bende yok malesef. Kutunun dışında edindiğim güzel anılarım kutunun içinde beni dimdik ayakta tutuyor. Ama ne zamana kadar… Hayatıma bir ok kadar hızlı giren insanlar beni o okla bırakırken çok kolay sanıyorlar. Halbuki en zor kısmı o oku vücudundan çıkarmaktır. Çıkarmaya başladıkça kanar yaraların, o boşluğu dolduracak bir başkasını ararsın. Ama bilmezsin ki o yara hiçbir zaman tamamen iyileşmez. Yarası kalır orda. Öğrenirsin hayatta kalmayı. Ama yaranı görünce düşünmeden edemezsin bazen pişman olursun o oku yediğin için bazense minnettar olursun o güzel zamanlar için. Ben hep minnettar oldum. Şu son yediğim ok kalbime saplandı, çıkarmak istemiyorum. Çıkarmak zorundayım, çıkarmalı mıyım? Yine çok düşünüyorum, hastalıklı bir ok bu. Ne kadar kolay yayı gerdi ve sapladı kalbime bir bilseniz. O ok dan çok şey öğrendim kabul etmeliyim. Çok güzel anılarım oldu, anılarımız oldu. Daha doğrusu belkide ben bu şekilde inanmak istedim. O yarayı paylaşmak acısını hafifletir diye düşündüm. Nasıl sarıldım o oka zarar gelmesin, kimse benden almasın diye. Bu günün geleceğini düşünmedim. O masum birkaç saniyenin keyfini sürdüm. Şimdi kendimle yüzleşmek ve o oku çıkarmam lazım. Yapamıyorum. Yapmak istemiyorum…

Acaba o da ona sapladığım oku çıkardı mı? Ya da çıkarmayı düşünüyor mu? Çıkarmaya gücü yeter mi? Yeterince derine saplayamadım mı? Sorular, cevaplarını bilmediğim ve neredeyse beni bir deliye çeviren sorular. Hata yaptım, hatalar yaptım. Düzeltmek için çok çaba sarfettim. İlk kez kendi kendime ben değiştim diyorum. O kalbime giren son ok beni değiştirdi. Sanırım çıkarmayacağım onu. Acısıyla tatlısıyla sonuna kadar yaşamak istiyorum onu. Bir gün o oku çıkaracak olursam ertesi gün yerine sokmak düşüncesiyle çıkarırım heralde. Kıyamam onu kırıp atmaya.

Biliyordum böyle olacağını, kendi kutumdan yeterince uzaklaşırsam bir daha asla dönmek istemeyeceğimi. Ama döndüm, çünkü bu kutu benim kimliğim. Beni ben yapan şeyler; ailem, kültürüm, dilim ve beni ben olduğum için seven insanlar. Hepsi bu kutudalar. Sen hariç. Neden kutuma geri döneceğimi bile bile beni işaretledin yayınla. Seninle yürüdüm, seninle güldüm, seninle oldum. Belkide en büyük hatayı sana güvenerek yaptım. Ama hata diyemeceğim kadar güzel birşeydin. Hayır, hata değilsin. Hata olamayacak kadar iyisin.

Tonlarca ok yağarken üstüme kaçmasını iyi bilenlerden oldum. Ama o gerdiğin yaydan çıkan oka vuruldum. Sonumu getiren, beni altüst eden o ok. Bir tanesi yetermiş, öğrenmiş oldum.

Önümde göz yaşı döktüğün o an geliyor aklıma her gece. Kahroluyorum. Kimse önümde ağlamamıştı çünkü. Sanırım ilk oku ben sapladım sana. Çıkarmayı denedin ve acıttı, bende geri ittirdim. Her ne kadar kahretsede ben acıttım canını. Ama sonra, ama sonra değiştim. Çünkü haketmiyordun benim yüzümden üzülmeyi. Sanırım anlıyorum artık. Ben o an haketmiştim acı çekmeyi, üzülmeyi. Şuan yaşananda tam olarak bu. Etme bulma dünyası. Sıra bende. Bir hatam yüzünden bin çekiyorum. Ama acısı bile o kadar güzel ki. Herşeye bakıp tek bir şey söylüyorum, “değdi.” Hepsine değerdi.

Özgüven eksikliğim, sen beni bitirdin. O kadar çok şey söylemek istedim ki sana, hep bir engel oldu aramızda. Duvar oldu. Göz göze gelmemiz, farklı dilleri konuşmamız, dünyaya farklı bakmamız; hiçbiri engel olmadı bana. Bana engel olan tek şey yine bendim. İşte bu yüzden pişmanım. Hayalini kurduğum, söylemek istediğim şeyleri hiçbir zaman dile getiremedim. Pişmanlık zehri vücuduma yayılmış durumda. Bunun panzehiri yine sensin. Ama sanırım hakkımı kaybettim ben o yolda. Ya zehir beni kahreder ve ölürüm, yada bu zehirle yaşamayı çğrenirim.

Diyeceğim o ki, onca şeyden sonra suçladığım tek kişi yine kendimden bir başkası değildir. Bana bırakıp gittiğin o fevkalade anılar için çok teşekkür ederim.

Unutmayacağım…