Paylaşmak önemsemektir.

   Alışamadım kendime, yeni bana. Kısa bir süre içinde çok değiştim. İyi yönde mi, kötü yönde mi? İnanın bende bilmiyorum. Alışkanlıklarım, dünyaya bakışım, politik ve dini düşüncelerim.

   Düşünme hastalığı edindim kendime. Bilmiyorum sağlıklı mı bu kadar düşünmek. Ama hiç yoktan zaman öldürüyor. Bazı insanların bazı şeyleri neden yaptığı konusunda kafa patlatıyorum sürekli. Neden? Her şeyden önce hep iyi bir insan olmaya çalıştım. Bu dünyayı paylaşma dünyası olarak gördüm hep. Kimseyi yarıyolda veya arkamda bırakmadım. Kimseye ırkçılık yapmadım, yargılamadım başkalarının düşüncelerini. İnsanları olduğu gibi kabul etmeyi öğrendim.

Kalu beladan bu yana insanoğlunun birbirine yaptıklarına bakın. Birbirlerini oldukları gibi kabul etmedikleri için bütün bu tarih kitapları savaşlarla, kanla dolu. Irkçılık diye bir şey nasıl olur da var olur aklım almıyor doğrusu. Birbirimizi kırdığımız şeylere bakıyorum da, gülünç vallahi. Kocaman bir Dünya, sonsuz kaynağımız varken paylaşmak neden bu kadar zor geliyor? Birbirimiz sevmek neden bu kadar zor geliyor? Halbuki çok kolay kırıyoruz kalplerimizi.

Yunanistan’a kaçakları taşıyan bir geminin kaptanı gemide kaçakları kilitleyip, batırıp kaçmıştı sahile yakın yerde. 63 kişi ölmüştü o tatsız olayda. Çok güzel bir şarkı var bununla ilgili. Yalan olmasın ben de şarkının derinliğinden sonra olayı benimsedim ve özümsedim.

“gemiler eski balık için olanı

kaçak kim ki lan,

o da işin yalanı.

nere kaçarsan kaç felek bulur kaçanı,

kitlidir ambarlar sanki insan kapanı.

oysa sahiller öyle yakındı,

uzatsan değerdi ayağın.

bir gemi batıyor,

cani sulara…

kilitler var kapıları kapatır,

sınırlar var insanları kuşatır.

köleler var kilitleri üretir,

işte o kilit boğdu kaçakları.

çünkü kaptanlar korkar isyandan

fırtınalardan bile fazla.

çocuklar sarıldı,

cani sulara…

çünkü kaptan korkar isyandan,

fırtınalardan bile fazla.

bir gemi batıyor,

cani sulara…

yalanı bol kilidi bol dünyanın,

çilesi bol, kapısı bol, gemisi.

alçak kaptan sırra kadem o anda…

keşke anlattıklarım yalan olsa.

işimiz var gücümüz var,

saçma sapan derdimiz var,

sözüm ona tanrımız var,

merhamet yok…

sözde insanlar korkar Allah’tan,

kal-u beladan bu yana.

bir gemi batıyor,

cani sulara…

yalanı bol kölesi bol dünyanın,

kapısı bol,kilidi bol, gemisi.

alçak kaptan sırra kadem o anda..,

keşke anlattıklarım yalan olsa.

insanın insana ettiğine bak.”

Aslında muhteşem metaforlarla kocaman hikayeler anlatır.

Keşke o metaforların hepsi yalan olsa.

Keşke anlattıklarım yalan olsa, insanın insana yaptığına bak. Gerçekten caniyiz, kötüyüz. Dünya üzerinde en büyük kötülük, hastalık biziz. Neye dokunsak zarar veriyoruz. Her ne kadar bir şeyleri önemsediğimizi söylesek de en sonunda sadece kendimizi önemsiyoruz. Bencil yaratıklarız. Kendi menfaatimiz için göze alamayacağımız hiçbir şey yok.

İşte bu alışamadığım yeni ben, bunları dikkate alarak yaşayacak. Umarım alışırım kendisine. İlk kez kendimden başkalarını gerçekten düşünmeye başladım.

Hatırlanmak denen güzel his var ya hani. Hep bunun için çalışacağım. Yaptığım güzel şeyler, tanıştığım güzel insanlar tarafından hep iyi hatırlanarak insanların hayatına iyi yönde bir etkim olduğunu düşünerek göz yumacağım bu hayata.