Eskiden severdim yağmurları

   Islak bir Konya akşamı penceremden dışarı bakarken gözlerim uzaklardaki bulutlara takılıverdi birden. Rahmet yağıyordu uzaklara. Daha sonra parlayan ışıklar dikkatimi çekti. Önce şimşekler çaktı bulutların arasında, daha sonra bir yıldırım düştü. Biz insanlar da böyle miyiz? Önce birbirimiz arasındaki küçük sorunlar daha sonra birimizin tutunamayıp düşmesi.

   Yıldırımın o düşme anını bir aklınıza getirin. Önce göz bebeklerinizi büyüten, sizi bir hayli heyecanlandıran o muhteşem ışık görünür uzaktan. Zikzak çizerek süzülür aşağılara. Bir ağacın baş aşağı hali gibi dallanıp budaklanır bazen. Işığı gördükten sonra ne mi yaparız; usulca bekleriz arkasından gelecek sesi. Sesle beraber görüntü ve sesi kafamızda birleştiririz bir güzel.

   Çok sıcak oldu değil mi havalar? Yağmur yağsın ister misiniz? Şu güneşten bir kurtulmak. Ben istemem, neden mi? Şöyle buyurun…

   Bazı insanlar vardır, yağmur gibilerdir. Önceden bilirsin geleceğini; hava kapanır birden, kara bulutlar ele geçirir gökyüzünü, gök gürültüsü sesleri yankılanır kulaklarımızda, pıt pıt düşmeye başlar ufaktan yağmur damlaları ve işte o an başlar her şey yavaştan. Yağmurun geleceğini biliyordun değil mi? Öyleyse neden bekledin seni ıslatıp mahvetsin diye. İşte hep öyle olmuyor. Bazen tenine vuran o küçük su damlaları, toprağın o kokusu varya; o kadar güzel geliyor ki. Birazcık ıslanmayı göze alıyorsun. Peki her şey güzel ya sonra…

   Çok sürmüyor genelde nankörlük etmesi. Bir anda az önce o güzel dediğin yağmur damlaları seni boğmaya başlıyor gittikçe hızlanarak. Kaçacak yer arıyorsun o anda. Bir şey söyleyeyim mi? Çok geç… maalesef çok geç. İşte o anda yağmurdan çok şey beklediğini anlıyorsun. Neden sana bu denli saldırıp; boğmak, ıslatmak ve hırpatmak istediğine anlam veremiyorsun. Peki bitti mi? Hayır. Yıldırım düşüyor etrafına birer birer. Önce görüntüsü büyülüyor seni, sonra ise sesi ürkütüyor içini. Saldırmaya devam ediyor ahlak yoksunu. İsabet ettiremeyince hançerini son çare yine yağmura müdahale. Soğuyor bir anda hava. O da ne? Buz yağmaya başlıyor üzerine. İşte o anda kaçacak bir yerin yoksa, kafanı altına sokacağın bir çatı yoksa. Seni bir anda yere seriyor utanmadan. En kötüsü de ne biliyor musunuz? Birkaç dakika sonra utanmadan seni orada bırakıp dağılıyor bulutlar her bir yana. Açıyor ardından her zaman yanımızda olan güneş ama nafile. Zarar görmüş, yıpratılmış bedenini onarmak kolay değil. Her gün güneş altında mutlu mesut yaşayan sen. Bir gün bir kara bulutla beraber bertaraf oluyorsun.

   Her gün gördüğün güneşi unutmak kolay gelir belkide ama en zor anında yine onu ararsın. Ama unutmazsın o yağmurun sana yaptıklarını; önce verdiği, sonra da aldığı umudu elinden.

   İşte bu yağmurlar hep olacak hayatımızda, o yüzden bence dikkat edilmesi gereken yağmurlar değil; elimizdeki güneşi hiç kaybetmemektir.