Yaşama Merakı

PART-1

Uzun zaman oldu bu masanın başına kafası bulanık oturmayalı. Belki kafam bulanık oturmuşumdur ama yazma cesareti yeni geldi diyelim. Ne yazacağımdan emin değilim. Anlatmak istediğim, kafamı boşaltmak istediğim bir çok konu var. Sadece neresinden başlayacağımı bilmiyorum.

Kırgınım, rahatsızım, düşünceliyim, sinirliyim, üzgünüm, korkuyorum, cesaretliyim, sabırlıyım. Bütün bu duyguları insan hissedebilir mi aynı anda.

Dışarıda insanların içinde olmayı çok seviyorum, sosyal bir hayvanım. Yürürken bile farkında olmaya çalışıyorum. Bir ayağımı öbürünün önüne bu kadar seri biçimde nasıl atıyorum. Hiç karıştırıp neden iki kez aynı ayakla adım atmaya çalışmıyorum. Yok mu bunun hata payı. Biliyorum biraz salakça ama keyifli. Objelere dikkatle bakıyorum yürürken; benden uzaklıkları neler, renkleri neler, acaba renkleri ışığın vurduğu açı veya günün saatlerine göre ne kadar değişiyor, bulunduğum noktadan değil de başka bir noktadan baksam aynı şeyi görür müyüm. Sanırım asla aynı şeyi görmem. Dünyanın ve insan olmanın en güzel yanı bu olabilir. Hiç bir şey, hiç bir zaman aynı değil, olamaz. Baktığın bir insana bir kaç saniye sonra birdaha bak aslında hiçbir şey aynı değil. Tattığın bir yemekten aldığın ikinci lokma, okuduğun bir kitap, sevdiğin bir koku. Her seferinde ufakta olsa hatta belki o an farkedemesekte bir değişiklik var. Biraz şey gibi denizin içindeyken o an vücuduma değen su damlararı, atomlar saliseler bile sürmeden o kadar farklı konumlara noktalara dağılıyorlar ki birdaha asla aynı noktada tam anlamıyla bulunamayacağım ve aynı su taneleri dokunmayacak tenime.

Hiç bir şey basit değil, hiç kimse boş değil. Ne kadar bakarsan o kadar öğrenirsin. Bazen paylaşmayan insanlar vardır. Kendini belki küçük görür, belki birazcık eksik. Ama anlatamayacağım bir şekilde her insanın benden daha dolu ve sonsuz bir bilgi, deneyim olduğunu görüyorum. Beş yaşında neredeydin, ilk hatırladığın koku nedir, ilk anın ne, ilk aşık olduğun zaman neler hissettin, ilk toprağa yalın ayak bastığın anı anlatır mısın bana, yada yağmurun daha önce hiç o kadar mutluluk vermediği bir an, sen hiç içinden şarkı söyler misin, ayna karşısında safça güler misin kendine, nasıl bir enerjin var, pozitif enerjini nasıl yayıyorsun, diğer insanlara karşı ne hissediyorsun, dünya yeterince adil mi, birbirimizi sevmelimiyiz, ne kadar zamanımız var. Kimsin sen, hepsini ve daha fazlasını öğrenmek istiyorum.

Tam olarak anlatamıyorum, bazen ne sözler ne kelimeler anlatabilir. Hayal et, gün batımında uzun mu uzun bir sahilde oturmuşsun tek başına. Gözünün alabildiğince sağa veya sola doğru devam ediyor bu sahil şeriti. Başka kimse yok. Kapüşonlu var üstünde, altında bir şort, çıplak ayak. Hafif çapraz oturmuşsun sağa doğru, güneş oradan batıyor. Hava ne soğuk nede sıcak, olması gerektiği gibi, mükemmel. Ne düşünüyorsun orada otururken, tam olarak neye bakıyorsun. Hiç bir zaman tam olarak ne denize ne kuma nede güneşe bakmıyorsun aslında. Daha detayı olmalı baktığın şeyin işte onu bilmek istiyorum. Baktığına ne kadar anlam yüklüyorsun. Eminimki her insanda oluyordur bu biraz. Bazen anlatamıyorum ne hissettiğim çünkü kullanabileceğim herhangi bir kelime tam anlamıyla ifade etmeyecek

PART-2

Sözlerime devam etmeden önce anlatmak istediklerim var. Hayat hem tatlı hem tuzlu hemde acıdır biraz. Ama herhangi biri eksik olsa hayat olmazdı bence. Yeri gelince ağlamak, korkmak, sevmek, sevilmek hepsinin olması lazım.

Hata, yapılan bir şeydir. Eğer yapmasaydın hata olmazdı, hata olmasaydı pişman olurdun, döngü böyle devam eder. Hata sadece sen hata olduğunu kabul edersen hatadır. Aksi takdirde dünyanın en güzel hatalarını yapmasaydım bu kadar mutlu olmazdım.

Neyse bıraktığım konuya geri dönmeye çalışayım. Hiç bir kelime tam anlamıyla ifade edemiyor anı. Benim deneyimlediğim en güzel ifade yolu gözlerine bakmak ve dokunmak. Nedenini anlatmak kolay değil. Gözler yalan söylemez derler. Doğruyu en açık biçimde hep gözlerde görmüşümdür. Ne hissettiği öyle bir geçerki karşısındakine. Dokunmaksa en temel ihtiyaçtır. Vücudu kaç derece, teni ne kadar yumuşak, tüyleri, hissi. Meydan okuyorum git en yakınındaki insanın koluna dokun hiç bir şey olmayacak. Birde çok mutlu bir anında sevdiğin bir kişi yanındayken bir dokun. İkisi arasında o kadar fark varki. İşte dokunmak bence bu şekilde bir iletişim sağlamakta. Eğer karşıdaki de bu şekilde hissediyorsa öyle bir bilgi ve duygu aktarımı olacak ki, bir daha belkide konuşmak istemeyeceksin.

Hayat hem çok kısa hemde çok uzun. Bir şeyleri erteleyemeyecek kadar kısa, herşeyi yapabilecek kadar uzun. Bence bunu bilmek çok güzel. Şu satırları yazarken istemsizce gözü dolan bir insanım ben. Tam olarak ne hissetiğimi bilmiyorum. Sanırım sadece hayat denen bu eşsiz deneyimin bir parçası olabilmekten mutluyum.

Mutluluk sadece gülmek değildir, aidiyetdir. Kendimi hayata ait hissediyorum, bir parçasıyım bende bu yolun.

Yorgunum, çok güzel bir yorgunluk bu. Vücudum ve beynimin çok kısa sürede yaşadıklarımı sindirmesi ve hafızaya yazması için biraz zaman lazım sadece. Yoksa başka birşeyden değil bu yorgunluk.

Hepinizi çok seviyorum güzel insanlar.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s