Blog

Note to Myself

I decide to be a better version of myself, truly believing that I can do this. Finding the words not going to harm anyone. My mood, thoughts, how I feel at the moment causes problems for me. I sound like an asshole which makes me hate myself. I rather not to talk but I can’t help myself about it. Advice to new version of me. If you don’t have things to talk better stuffs just don’t say anything out of your mood.

Time isn’t the main cause, timing is. The right sentence, word at the right time going to fix it.

“Some of you still carry the wounds of being mistreated by parents or partners. I hope you know that not everyone is annoyed with you, not everyone is upset with you, not everyone is rooting for you to fail. Grant yourself the same kindness you give to others.”

Birth of Everything

Incidentally, disturbance from cosmic background radiation is something we have all experienced. Tune your television to any channel it doesn’t receive, and about 1 percent of the dancing static you see is accouınted for by this ancient remnant of the Big Bang. The next time you complain that there is nothing on, remember that you can always watch the birth of the universe.

The One

Her face was weird. She had the right sized face on the wrong size head. Ostrich face, that’s what I called her. I didn’t care what she looks like. She made me laugh, and I like being around her.

How you can tell if you’re meant to be with someone?

It’s simple. Just sit and have a conversation. Some people when you talk to them, it’s like trying to classical music on a radio with no antenna. You can push that dial back and forth all you want, buy you only get static.

But when you’re meant to be with someone, and they truly are the one, you just sit, start talking, and a Beethoven sonata will begin to play.

Bu son şarkımız

Küçük bir çanta yap, yürü dağlardan denizlere uzanan o dar engebeli yollardan. Başta o çanta ağır gelir sana. Yapman gereken kafanda bitirmek birşeyleri. Zor olan da tam budur işte. Kafanda bitirmek…

Ne kadar çok şey atarsan çantaya o kadar sırt ağrısı çekersin. Koyma işte onları çantana. Evet zor olsada dene. Gerçi bir süre sonra o sırt ağrısı sana normal gelmeye başlar ve sende şikayet etmeyi bırakırsın. Hatta çantayı çıkardığın anda bir boşlukta hissedip onun yokluğundan şikayet edersin. Gittiğin yerlerde, yeni insanlarla tanışırken o çantayı kenara koyup bir sohbet edersin. Sende biliyorsun bende, gözün hep çantanda ya birşey olursa. Olsa olsa yükün azalır ama istemezsin. Güzel anılar koydun o çantaya. Her ne kadar güzel vakit geçirsen de o çantayı sırtına tekrar alıp yollara koyulunca anlarsın değerini, senin için neler ifade ettiğini. Benim sırtımda ki yük işte bana bu yüzden tatlı gelir. Bırakmak istemiyorum.

Çantayı hazırladığım o an geldi. Şunu da koysam bunuda koysam. Seni varya, koymak istemiyordum o çantaya ama sensiz de olmuyor. Bir şekilde herşey sığar ya o çantaya. Tepiştirirsin herşeyi, kapanır o çanta bir şekilde. Benim sırtımda ki o yük var ya işte bana tatlı gelir. Çünkü bunlar benim sorunlarım; kimsenin değil. O çantayı hafifletmek için o sorunları çözmem gerekir.

Güneş hafif saçına dokunup, tenini okşarken derin bir nefes çekersin. Herşeyi unutursun bir anda. O ağırlığı verdiği acıları. O çanta olmasa o gün o anda orada olmazdın. Ona söylemek istediğim çok şey var ama çantamdam çıkarmakta istemiyorum bir yandan. İstiyorum ki hep sırtımda olsun, aklımda olsun. Yaşadığım onca güzel şeyin içinde onun sırtımda yarattığı o ağırlığı hissedeyim istiyorum.

Güneş tepelerin arkasından kaçmaya başlarken çadırını kurar odun toplarsın akşam ateşi için. Çantanı ya yanına koyarsın ateşin sıcaklığını tatsın diye yada çadıra koyarsın kimse zarar vermesin, üşümesin diye. Ateşin verdiği sıcaklık duyduğun çıtırtı sesleri odunlardan gelen. Ay ışığı aydınlatmış uzak diyarları. Baykuş sesleri kulağında ufak bir esinti var sanki. Bir çay demlersin ateşin üzerinde. Yudumlarken çayını sırtının acısı gider bir an da olsa. Ateş hafif hafif sönerken tulumunu serip çadırına girersin. Bir düşünce sarar vücudunu. Bu çantanın içindeki herşey lazım mı bana? Malesef ki cevabım hep evet oluyor. Kahretsin ki hiçbirşeyi çıkaramıyorum o çantadan. O çantadan seni çıkardığım gün benimle gelemezsin. Sana göstermek istediğim şeyleri göremezsin. O çanta sırtıma vurdukça aklıma geleceksin.20190420_215334.jpg

Ben çantamın ağırlığından memnunum. O çanta hep ağır kalıcak eğer sanada sorun olmuyorsa. Görüşürüz güzel günler, görüşürüz çantam. Hep yanımdasın, yanımda kal.

Altıncı Koğuş (Ward No.6) by Anton Chekhov

Anton Chekhov (1860-1904): Büyük Rus tiyatro yazarı ve modern öykünün en önemli ustalarından olan Çehov, Rus Gerçekçilik okulunun önde gelen temsilcisidir. Taganrog’da dünyaya geldi. Lisede Yunan ve Latin klasiklerini temel alan bir eğitim gördü. 1879’da Moskova’ya giderek tıp fakültesine yazıldı ve 1884’te doktor oldu. Alacakaranlıkta adlı öykü kitabıyla 1887’de Rus Akademisi tarafından verilen Puşkin Ödülü’nü kazandı.

anton_chekhov_1897_in_melihovo-copy.jpg

Bugün okuduğum Altıncı Koğuş adlı kısa öykü kitabından bir kaç alıntı yapmak istiyorum.

 

   “Her türlü zorbalığın toplum tarafından makul ve yerinde bir gereklilik olarak karşılandığı, beraat kararı gibi her türlü merhamet göstergesinin toplumda tatminsizlik ve intikam uyandırdığı bu dünyada adaleti düşünmek gülünç değil midir ?”

 

“Eğer insanoğlu acılarını haplarla ve damlalarla hafifletebileceğini öğrenirse, bugüne kadar onları her türlü kötülükten koruyan hem de onlara mutluluk bahşeden dini ve felsefeyi tümüyle terk edebilir.”

 

“Stoacılardan biri, vaktiyle yakını olan birini kurtarabilmek için kendini köle olarak satmış. İşte görüyorsunuz ya, demek ki bir stoacı bile uyarıya karşı tepki verebilmiş; çünkü yakını olan birisi uğruna kendini yok etmek gibi böylesi yüce bir eyle için öfkeli ve merhametli bir ruha sahip olmak gerekir. Bu hapishanede şimdiye kadar öğrendiğim her şeyi unuttum, yoksa bir şeyler daha hatırlayabilirdim. Mesela İsa’yı ele alalım. İsa ağlayarak, gülerek, hatta can sıkıntısı çekerek gerçekliğe tepki veren biriydi. Acılara gülümseyerek karşı gelmedi ve ölümü küçümsemedi. Bunun yerine kasenin ondan uzaklaştırılması için *Getsemani Bahçesi’nde Tanrı’ya dua etti.

 

* İncil’de İsa’nın Getsemani Bahçesi’nde yaptığı dua. “… Baba, mümkünse bu kase benden uzaklaştırılsın. Yine de benim değil, senin dediğin olsun.”  (Matta 26:39) (İncil)

 

Herşeyimizi anlatmıyoruz burada

IMG_20181207_214539_643.jpg

-Anne, şey diyicem sana. Bak çok ucuza uçuş varmış Ukrayna’ya; hemde iki ay sonra. Sınav tarihlerimede gelmiyor. Ne dersin?

-Al, git.

-Nasıl yani al, git?

-Gitmek istemiyor musun?

-Evet ama… çok kolay olmadı mı? Önce kavga etmemiz sonra benim kaçmam gerekmiyor mu?

-Hayır, bu sefer değil.

İşte o an büyüdüğümü hissettim. Güçlü, ayakları yere basan bir birey. Ailesinin güvenini kazanmış. Hiçbirşeyi gizlemek zorunda değil. Özgür…

Nerde kalsak, ne yapsak, nerelere gitsek. Kafayı bozmak benim işim.

Uçuş Ankaradan mı? Saat sabahın beşinde mi? Ne güzel.

Kuzenimde kalsam hmm. Olur olur ayarlarız bir şekilde. Ne de olsa en zor olan izin kısmını bir çırpıda hallettim.

Kolay oldu mu peki? CIK. Olmadı, olamadı.

 

Tamamen tek başıma ilk gezim. Tabiki sorun çıkıcak. Güzel yanı o ya. Herşey sıradan olsa anı dediğimiz güzel veya kötü anlar silsilesi nasıl oluşacak.

Esenboğa Havalimanı Ankara;

-Biletimi alabilir miyim?

-Check-in yaptınız mı?

-Evet

-Bakabilir miyim?

-Sisteminizde yok mu?

-Hayır sizin göstermeniz lazım.

-Iııı ben kaydetmedimki…

-100 TL vermeniz gerekiyor o zaman.

Çok şanslı başladım değil mi? Neyse olur böyle şeyler diyelim. Negatif enerji yok. Herşey güzel olucak.

Pasaport kontrolü geçildi. Otobüse binildi, merkeze gidildi. Taksici tarafından kazıklanılmaya çalışıldı. On kilo sırt çantası ile altı kilometre yüründü. Halen pozitif enerji baskın.

Nerde bu apartman. Elimde adresi beş altı kişiye sorarak bulamadığım adres de neyin nesi şimdi. Meğerse sistemin saçmalığı, numarası yazmayan apartman mı olur? Olur efendim. Peki apartmanın girişindeki kadın görevlinin bir kelime ingilizce bile anlamaması ve ısrarla birşeyler sorması. Neyse sinirlenmeyelim turistiz burda benim o dili bilmem gerek(!) Apartmanım beş kilometre mi uzakta? Pekala yürürüz, ayağımız alıştı ne de olsa. Uyuyalım madem.

Uyandık mı? Fiziksel olarak evet. Durun bir de ayaklarıma sorayım. Nasılsınız gençler yürüyelim mi birazcık dinlendiyseniz.

-Hayırrrr…

-O zaman koyulalım yola.

Gezik, eğlendik (Top Secret Files)

Sabah altı da servisin kalkacağı yere mi gitmem gerekiyor? Saat üç zaten. Tamam dinlenmeyelim madem. Bir kahve daha bakalım. Sonumuz hayırola. Aynı adreste beş tane mi servis var. O da güzel. Bulmam on beş dakika mı sürdü.

Yolculuk Çernobil. Otobüs bir dünya yabancı insanla dolu. Tanıştım hepsiyle, güzel insalar. Gezmeyi seven, tarihe ilgi duyan insanlar. Yeni milletlerden arkadaş edindik yine ayak üstü. Güzel güzel bedava kalacak yer demek, gezerken.

Sightseeing (Top Secret)

Dönelim mi? Dönelim artık. Ayaklarım konuşmaz oldu benle. Su topladı heralde. Neyse çalışıyor halen. Yürüyün lan. Yan yana durmayın, birbirinizi fişteklemeyin bakim.

 

Bugün mü napalım? Uyuyalım mı bol bol. Güneş mi batıcak birazdan. Olamaz. Hadi çıkalım dışarı. Gezdik gördük evimize gidip efendi efendi uyuyalım. Sabah erken kalkarız.

Saat beş mi yine, ne güzel. Tren istasyonu yedi kilometre mi? Daha güzel. Sırt çantamız sırtımızda, yürüyoruz yine bakalım. Tren istasyonundaki bilgi panosu Ukraynaca mı? Information yazılı yere gidip soralım ne de olsa ingilizce yazıyor? Sizde mi bilmiyorsunuz ingilizce? Çok güzel o zaman aval aval bakalım ekrana on beş dakika daha.

Son yirmi dakika tren için, ne yapsak ki? O çanta… markası… deuter(alman çantası) mı? Evet, sonunda bulduk hedefi. İngilizce bilmeme ihtimali olmayan biri. Ukraynada bir alman.

-Bakarmısınız, rahatsız ettim ama Ternopile gidicektimde ben, biletim de şu. Yardımcı olurmsunuz?

Sizde mi oraya gidiyorsunuz, çok mutlu oldum.

Geçti güzelinden bir altı saat trende. Tren garından şehrin merkezine ikiyüz metre mi? Şaka olmalı değil mi? Değil.

Hostelim tam şehir merkezindeymiş. Bu kadar şanslı olamam ama. Bir sorun çıkmalı.

Sorun: BURDAYIIMMMMM

Hostel aslında bir bar mı? Tek mi odası var? Barın içinde mi o da? Hah, bende endişe etmeye başlamıştım. Pekala, hostel görevlisi siz misiniz?

Evet şaşırmadık, hostel görevlisi tek kelime ingilizce bilmiyor. Google translate olmasa ölmüştük sanırım. Hostelden çıkış tarihim ve kahvaltıda ne istediğimi anlatmam yarım saat sürdü.

Duş alabilecek bir yer sordum ve cevap hüsran. Ne demek duş bar tuvaletinin olduğu yerde. İnsanlar sağa sola işerken ben duşa mı giricem?

Neyse, koy göte.

Couchsurfing kullanalım. Viktor adlı arkadaş gelsin bakalım. Gezdirsin bizi. Başımıza ne gelecek daha.

(Viktor gezdiri ve hiçbir ekstrem durum yaşanmaz)

İkinci gün sabahı viktor arabayla alır; sahile götürür, halkın içine sokar bizi.

Akşam ise… (Top Secret Files)

Ertesi gün gelir çatar. Hazırlanalım, gidelim artık. Yolcu yolunda gerek. Yataklı tren mi? Hmm severiz. Tren çok mu eski, sorun değil canım artık.

Lviv’e yaklaşırken;

İnsanlar üstlerini mi değişiyor bana mı öyle geliyor? Genci, yaşlısı, çocuğu… Kimse kimseye aldırmadan tamamen değişiyor yani üstünü. Peki, sadece alışık değilim. Aldırmayın bana.

Tren garından şehir merkezi sekiz kilometre mi? En sevdiğim…

%2 şarjım mı kaldı? Hemen oteli arayayım da gelip apartmanın önünde anahtarı teslim etsinler. Otel de ingilizce bilen yok mu? Otuz dakika bekleyeyim bari. Tam ümidim tükenmişken; beliriversin görevli. Ver anahtarımı git lan. Halim yok.

Couchsurfing kullanalım mı yine? En şanslı olduğumuz yer ne de olsa. Olga ile şarap mı içelim. Olurrr. Olga Antalya’da animator olarak mı çalışmış? Beş yıldızlı hapishane mi diyor? Tek muhabbetimizin bu olması mı? Neyse eski U.S Marine’den bir arkadaş da mı katılsın bize? Tabiki. Sarhoş mu gelsin? Evetttt.

Çok güldüm be o akşam. Çok iyi bir insandı o amerikalı kardeşimiz. İrtibatımız kesilmedi halen.

Güzel bir gecenin ardından hak ettik uykuyu. Sabah erken kalkıp gezeyim bari.

Viktor mu geldi Ternopilden. Beni gezdirmek için? Gezelimmmmm.

Acıktım.

Viktor beni gizli bir restorana götürdü. Kapıyı tıklattık. Asker açtı elinde tüfek. Banada “kapıyı kapat” diye bağırdı Türkçe olarak. Birer şat vodka attırdı bize. İndik restorana yedik içtik. Yan masa bir şişe içki içip opera yapınca tadından yenmedi.

Ertesi sabah mı oldu? Bu kadar çabuk. Herşeyi anlatmıyoruz dedik ya.

Otobüse binip gidelim havalimanına bakalım.

Geldiiiik.

Havalimanında elektrikler gitsin mi? AAAA sorunsuz olur mu canım?

Belarus uçağına bindik. Uyuyalım birazcık.

ZzZzZzZz….